24/10/2007 - Zeran

AŞK-I ADLİ…
Dalgındım gidişine Zeran…
S/İstanbul’un dem siyah masallarının bin bir gecesinin kursağında Kerbela bir zamana dağılıyordum o vakit… Hatır-ı zarımda kader, inleyen hatıramda keder vardı... Yontulmamış ruhun terennüm aynaları kırılgandı… Eski bir matemin üstüresinden dökülen yüzümde biraz git, biraz kal çizgisinde üç günbatımı eşliğinde tualleniyordum siyah beyaz rengine Zeran… Enseme vuran gecenin kol yalnızlığında, pasaklı yüzümdün p/İstanbul’un dağınık kimliğine zanlanan c/isminle… Bilmediğim bir dilin dudak kenarında: gidişin kadar kıyısındaydım kendimi tanımadığım gölgelerimin kalmalarında… Gözlerimin sahnesi düşmüş oyuncu suskunluğumla birlikte, ne maviyi arayan nede maviye inanan oyunlar kalmadı soykırım düşlerimde… “Son kalmaları” oynayan tek kişilik yalnızlığımın replikleri perdelenmeli düne…
İçime bir gidiş kestin Zeran…
Karşılığı yok masalların… Voltalanıyor adımların dilimin sabır ekberine… Mevsimsizliğin en çözülmezi eylül; ateş-i sızı mühresini vuruyor dilimin “gittiğine inansam dönmeni beklerdim” kayıtlı şiir solu(ğu)na… Sığ bir limanın uykusunda, uykusuz keşfe dalıyorum izlerini Zeran… Avuçlarıma kiralanmış aşkın, oldurulmaz hesabını kesti parmaklarım… Gözlerimin kanına çanak tuttum sabahları… Ağzıma anne sütü y/arsızlığım… Gözlerime ölüm uzağında düşen Kız Kulesi tebessümleri, devriliyor en uğultusuz rüzgârında telaşlıca… Asıldıkça düşlerimin çığlığına, ilmeklerime kadar kan biçildim Zeran; ilmeklerime kadar sen kesildim… Bel bağlamış gitmelerinin kaçıncı hecesinde kirlenirim söylesene Zeran… Yastığımın uzaklara küf tutmuş yaşında daha ne kadar sokaklaşır düşlerim söyle…
Yargılandım mahkûmluğunda Zeran…
Önce hüviyetimin suretten surete geçişine, sonra nefti gölgeli aslıma yargılandım… İçimi aldım koynuma… Kursağımı dizerim idama müebbet ömrümün susturulmasına, sen yazgılı yanımla… Musalla üzeri secde-i rahmanda sabır kılınırım… Takvimlerden düşerken rakamlarım, avuç avuç kalbe sus veriyorum Zeran… Hınca hınç seni boğan alfabemin gizliliğinde saklambaç oluyor öznesi senli cümlelerim… Seni sobelemeye mühürleniyor kalemimin bozgun satır başları… Körebeliğine anlamsız kılındığını bilirim… Bana seni boğan bütün anlam, dilimin ritmine uyuşuk… Hece hece düşerim tecrit odalarının rutubet kokusuna… Bekle; bekle Zeran bekle… Bekle ki gelmeyeyim kendime… Azrail devrediyor hakkını sana… Ne söylesem sen düşürmeyecek miyim ağzımın kıyısına…
Ayyaş kederimi veriyorum dilaltıma Zeran…
Yaban denizinin üstüne ten ten pullanıyorum en hazan şıklığımla… Bozdum tüm sokaksızlığıma dilenen; soluğunu bağışlamadığın içimin bozgun yaşamlarını Zeran… Yüz durduğum rukuya sukutu niyet aldım… Tükenilmişliğimin haddi kendime kalamayışımdan aşkın… Yedi tepe selamını bozmadan çığırından çıkardın gitmeleri… Her türlü sebep sonuca inatsa şimdi Zeran yal/anla noktaları…
İstanbul’da yedi tepe değil miydin Zeran...
Öyleyse, dilime kırılan hıç/kırıkların nefesime fatihleşmesini sorgulamanda niye, söylesene… Ve şimdi… Susmak dilimin sadakası olsun, boynumun borcu olduğun imgelerime… Soruşturma var dilimin tatsızlığına… ADIM: AŞK-I ADLİ…
ŞULE İDİZ (uzlet)
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/10/2007 - P'İstanbul'

Ete kemiğe bürünmüş sus payı kadar alaz dilli söz yaşları/n…maverasında rahne tutmuş bütün kaviller sesime geçen ilmek boyu kadar…içime yıkanır susların…gi/ri/t, adar sancılarıma yazgılanan ihanetin ihbarı …dimağıma ağır varır ölüm…avuçalarıma dua yakarışında süzül…
Ağırlaşan rüzgarın faraz uğltusu eşgalsiz uğuldar faili düşlere…esatiri ızdırapsın dilime…içime biçilen ölüm lisanıma ukde…evkat yok birden fazla ölmeyi bilenlere…sen yinede dönme yüreğim kendine…
Arşı tavafa durmuş p/istanbul…bizarlığımı nakışlandır,öğüt değirmeninde mikyası bozuk yan/ıl/gılarımı…dur/aksa/ma sus beni…s/özüme yalın unutuşların…anlattıkça ek/sil/en menkurluğuna adanan yanılgılarıma….şizofrenliğim p/istanbuldan kalma…masal kokulu gecende sus payın kadar susma dilime…sen yüreğim; yinede p/istanbul kadar uzlet kal içime...
Adaleti boz/g/un yaşamların…dimağıma oy/na/ma p/İstanbul asiliğini….içimin şulesinden Hesaba çekilmiş ömürleri bastım mühürlü düşlere…karanlığına düşen koridorları kadar varılmaz bakışlarına istanbul…tüllenen yaşamlarına bir huzme bırakır himmetinden seyre duran hesaplar…katliama vurgun edepsiz karanlığın sinelere gerdan niyetinde dizilir…
Bir kahırlık soluktu boğazlarında yaşam…zaman/sızıma aktın… ç/izdin düşüme düş katliamların…bir demde şahlanan asiliğini serdin, üstüme kefen niyetine sarılan duvarlarına…adil değildi dilime devrik düşen kentimin yakarışları…
Yüzüme ağır varır yüzün…sürçer anlamsızlığın lisanıma… dimağımın f tipi odalarına baskın düşer aklının deliliği…yapma p/İstanbul şizofrenliğim senden derme, esir düşme…ağır gelirsin düşüme..aklına adar düşen kaç ayrılık vardı oysa adsızlığında...
İntihar yanına durdu sezenişler…temiz olmayanın önüne sen düştün yine.. Eksildin..kendi pis/tanbulluğunda…kimliksiz aksettin aynalara…eşgalsizdi silüitlerin...üstüne bassan geçip gitsen içinden…eksildin…o vakit dönme kendine…var pis/liğinde bul kendini…bundan sonran düş değil…bundan sonran ölüm gibi…p/istanbul…
şule idiz
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/10/2007 - ZULA

Çocukluğumun avuçları arasındayken düşlerim ve daha büyümemişken annemin dizindeki çocuk yüreğim,nerden bilebilirdi ruhuna adını bir muska gibi takacağını. Oyunlara tutsak küçük yüreğime hangi arada nasılda sığdırıyordun kendini. Gölgesizliğinde barındırdığın zifiri sevdanın, hangi vakit esiri oldu yüreğim. Yıllar seni biriktirirken bana, kirpiklerime tutunamayan hayat kayıplarımı mı dökecekti didarıma. Aslı yalan gülüşlerimin katili olmak için mi geldin bana. baş kaldıran isyankar ruhum, intihara eğilimli bir şizofren gibi battı sevdasızlığına. ızdıraplı bir feryadın ahengine adadım ömrümü. Yaşamın köşe başlarında sen dolanırken ayaklarıma ve kentsizliğin kıyılarında ağlayan annemin küçük kızı kesiliyorken ansızın yüreğim, içine kapanan düşlerde küflenmiş ceset kesiliyor gözlerim.
Bilir misin;her insan geçerken sevdanın içinden her kalem bir kelam kesilirmiş sevgiliye. Sen geçerken benim içinden ve kalem biterken satırlara, kelam beni bitirdi tutsaklığında. Bileklerimden kavrayan aşk ayrılığı kelepçe yaptı. Ey kalbi hükmü altında tutan sevgili; sensizlikte ve kentsizliğinde sabrı mıhlarken düşlerime, bitip gitmeye yeminliyim. Tuzaklarına zehirli sitem bırakıyorum. Cesaretli bir yalnızlığın dalgıcığım. Aynalarda zar_ü efkan uzletim, didarımdaki zulalara yara oluyor. iki yaşam arası bir kalp kaç kez çarpar, saymadı çocuk düşlerim. Ne ölümü arzulayacak cesaretim var ne yaşamı omuzlayacak yüreğim. Ruhumu avutmaya yeltenecekken, ikrarın sükutu oldu suskunluğum, çocuktum, sustum... Ayrılığın işgal altındaki kemendinde asılı kaldı avuntum...
Aşk sustuğu oranda büyür,büyüdüğü oranda susarmış. Bedel oluyorum o vakit suskunluklara, susuyorum bir kez daha sana. Ve susarken annemin küçük kızı olmaktan vazgeçip büyüyorum zamana. Büyüyen kız şimdi direnirken yaşanmamışlıklara ve yenilerek ayrılığa, diline bu son sözü tutsak yapıyordu aynalarda..
SENİNLE BAŞLADI BİTSİN SENİNLE...
ŞULE İDİZ
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/10/2007 - sesleniş

Yüzüme ulaşılmaz yolların bitiminde de olsan seninleyim... Olmazların zor dayatmalarına direniyorum cesur onurumla... Nerde olursam olayım şahit tutuyorum seni , faili meçhul yaşam kayıplarımın çetelesine... Adından çiçekler ekiyorum duvarlarıma.. Bilsem de senin emin ellerinle sulandığını, yinede papatyanın telaşı vurmuş yüzüme
Pusuya yatan ölümün, yıkılmaya yüz tutmuş haliyle geldim sana… Ömrümün en ağır ukdesinden, ruhuma sahip çıkman adına… Adil olmayan, çıkmazlarımda savrulan badi sabahlarda biriktim aşk(ın)la… Şimdi en yüklü, en vakitsiz zamanlardan hesaba çekildiğim şu anda, gözlerime düşen arayış, çetelesine çizdiğin cesur onurun.. Tek hamlede devirip çıktığım yoluna.. BEKLE BENİ YAR….
Eylüle kuruyorum saatlerimi...Ağustos’u yok sayıyorum ömrüme.. Sen varsın diye korkmuyorum beklemekten… Otobüs peronlarına asıyorum iri puntolu pankartlarımı... "GELECEK VAR" diyorum.... ”Duracak var ,inecek var” diyenlere inat... Yaşıyorum işte gökyüzü… Sevdamı yüreğimde, göğüs kafesimde saklıyorum...
Kesik ritimli eylül zamanların tik takına bulanıyor adımlarım… Hesap düştüğüm ömür sayfamda dağlıyorum, ısmarlama baharlarımdan kalma ağustosları… Ehemmiyeti diline mühürlü sus’um, peronlarda astığın bekleyişlerine ses getirir… Yorgan altı sakladığım uykusuz umuda devrilsin bütün avazlar… Bilasur’ca göze aldığım sevda, bedevi şimdi yangınlara… Vakti doldu sözlerimin… Seni, azalmayan bir kelamın imasında ağız dolusu sevdim… En deli yanımla şimdi gelişim…
Biliyorum "GELECEK VAR"... Soğuk ve salim bir ateş içinde İbrahimi bir dirençle, yangınların mavi alevinde seni beklemeye gidiyorum yar… Gözlerim yollarında,sevincim kollarında, umudum izlediğin sema da olacak... Gülersen sevinçlerim senin,ağlarsan omzum senin, yaşarsan ömrüm senin,taşırsan acılarımız ortak olacak...
Ayyuka miraç’lanan bu feryatla vurulsun artık gitmeler yar… Deniz ardı fırtınalarımın, savaşçı lisanında kuşandım gardımı… BEKLEDİN, GELDİM… Giyotine baş eğdirip sancılarımı senden gelene selam tadında vardım; adım boyu, ağıdım boyu… Nem kaldı ki yangınımdan başka… Beni dilinde tutsak ağırlarsın…Bilirim en çok da yanılmışlıklara ağlarsın… Sustur yağmurlarını…Kelebek ömrüne eş kıl çığlıklarını… Eyvallah dedim, beklediklerine geldim… Kıl beni kendine…
Dağların doruğunda yakılan nevroz ateşlerinin coşkusu şimdi, yüreğime saldığın sevgin...Yangın mavisi şimdi Karadeniz’in suları... uzun bir hava gibi soluksuz çekiyorum seni… Düşlerimin kıyısına ırmaklar ekliyorum içimin yangınlarından… Kapatıyorum kapılarımı geçmiş ölümlerin ardından… Anlatıyorum uçsuz bucaksız Karadeniz’e duvarların saklı dilini… Kuytunda susuyorum avazımı… Geldin ya; soyundum işte sessizligimden…Giyinip gitti sızım… Sen yüreğime benzin döküp kibrit çakan usta bir kundakçısın...
Yüzümün beyhude yoksulluğunda mıhlanan bir kahırlık aşkın kıyısında çiçeklendim… Dilimin karmaşıklığı, berraklaştı sularında… Düşümü zorluyor şimdi düşün… Delirir mi umuduma gece..Savrul pervasızca içime... Eğil parmak uçlarımda zonklayan kalemime… Hadi, kapayalım kapıları…Son sus’umla, son cümlem ol dilime... Avaz avaz sen yankı kes gök kubbede…
pembe satırlar: HASAN KARADENİZ gri satırlar: ŞULE İDİZ
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/10/2007 - Birazdan herşey yeniden başlayacak aşk…

Birazdan herşey yeniden başlayacak aşk…
Ezan sesleriyle topladığım rüzgar, kuy-ı canana savrulacak… Yüzümde nefti gölgelenen ağlamaklı lisanım; sureti sirata, arazı cevhere, beni sana boğacak… Sabrın miracına uzanan umudum mağlubiyetlere devrilecek…
Düşünün eşiğine düştüm aşk…
Yediveren güllerinin uykusundan kalkıp gelen ruhsatsız ağıdımın avazından aşamadığım imdadım dilimde patlayacak… Hesabını tutmazken hesabına tutulmamada neyin nesi ey aşk…
Vay benim edepsiz sabrım… Hala bağıra bağıra yüzüstü düşersin sancılarıma… Dağlanmış özüme ölüm yağarken, hiçmi yılmadın menzillenmeye suskun yanımla…
Birazdan her şey yeniden başlayacak aşk… Birazdan her şey yeniden başlayacak…
Cehennem soluğunda narlanmak adına, ölümperest sözcüklerimin anlamsızlığına yorgun harflarin sağnaklaşacak… Lalezarların figan şafakları sökerken çarmığa verilmiş bedellerin iğreti cinayetleri, yıldırım yalımında şavka gelecek… Önyargıların maverasında bir hayat sürecek… Hatır-ı zarımın yamaçlarında parçalanmış kurbanlıklarım var…
Zümrütü ankanın kanatlarında debelenen aşk… Sukutamı gömersin elediğin ahdımı…
Uzak coğrafyaların enlemlerinde keder tutulması var… Her solukta birazdaha savaş kesilen yürekler var… Gecenin geçitsiz karasında, süveydaların göz kapaklarına sıçrayan kan damlaları var… Ruhuma yonttuğum dermansızlığımın soluğunda tıkandım… Yık beni önüne kesilen kol yalnızlıklarına… Derdim aşk, demanım aşk, c/ismim aşk… Ayarı bozuk terazilerde ağırlandığım, gecesinden sabahına, sabahından gecesine deniz üstü alevlenerek, harf harf yazıldığım aşk…
Vay benim ikonlarda saklı,ruhbanlara çalınmış yasaklı ruhum… Meydanlara sızan amber kokulu akreplerin ateşimi sıçradı özüne… Ölgün şarkıların hüzzam makamlarında çalınır, söylenirsin… Kirpiklerin sutun diplerinde, eski zaman sevdalarına ağıt makamında kırdım sözümü… Hece hece şer ile şerh ettik ruhların rafilenmiş aşk y/anını…
Birazdan her şey yeniden başlayacak aşk… Birazdan her şey yeniden başlayacak…
Ne sussam seni söyleyecek dilim… Neyi dağlasam seni dökecek önüme… Albatros kuşları kanadını kırdı… Hadi gel aşk-ı yar; sar yine ruhuma efsunlu yanını…
BİRAZDAN KAVRUK BAHARLAR SON BULACAK AŞK…
ŞULE İDİZ
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
...
Kategoriler
Arkadaşlarım
saglicak
|